Bisiklet

- Bisikletine biraz binebilir miyim?
- Sana kaç kere söyliyeceğim ya, ben bisikletimi kimseye vermem! Git babana söyle alsın!

Mehmet dudaklarını büküp, duvarın dibine oturdu. Yırtık ayakkabısının ipleriyle oynamaya başladı. Mahalledeki bütün çocukların babası karne hediyesi olarak çocuklarına ya bisiklet ya da bilgisayar almışlardı. 3.sınıfı pekiyi ile geçmesine rağmen, babası sadece bir kitap hediye etmişti ona. Kitabı aldığında çok sevinmiş gibi yapmıştı. O da sırf babası ve annesi üzülmesin diyeydi.

İç geçirerek, bisiklete binen çocukları seyretti. Çocuklar neşe içinde birbirleri ile yarışıyor, bir aşağı bir yukarı gidip geliyorlardı.

- Mehmet oğlum, neredesin?

Annesi sesleniyordu. Fırlayıp, eve doğru koştu.

- Burdayım anne?
- Oğlum bir koşu bakkala gidiver, hadi oğlum.
- Ne alacağım?
- İki ekmek, bir pakette makarna al.
- Para?
- Rüstem amcana söyle, deftere yazsın, "ay başında babam ödeyecekmiş" dersin.
- Tamam..

Sokağın aşağısına doğru koşmaya başladı. Ağlamak istiyordu. erkek olmasa, utanmasa, duvara dayanıp, haykıra haykıra ağlayacaktı. Ama "bir gören olsa, ne der" diye düşünüp, dişlerini sıka sıka yokuştan aşağı indi. Kıskanıyordu mahalledeki çocukları. Hepsinin babası, annesi yaz gelince onları denize götürüyor, tatile çıkarıyorlardı. Ama Mehmet bu yaşına kadar sadece bir kez denize girebilmişti. O da, geçen yaz Sarıyer'de bir akrabalarına gittiklerinde, babası sahilin oradan deniz sokmuştu. Bir daha da deniz yüzü görmemişti.

Annesinin istediklerini alıp, döndü. Karnı çok acıkmıştı. İçeri girdi. Annesi yarım ekmeğin içine margarin sürüp verdi. İştahla silip süpürdü yarım ekmeği. Akşam babası geldiğinde Mehmet babasından ona bisiklet almasını isteyecekti. Öyle ya bu güne kadar hiç bir şey istememişti babasından. Elbet babası da bunu düşünerek alırdı oğluna bir bisiklet.

Babası geldiğinde, fırlayıp kalktı kanepeden. Gidip boynuna sarıldı. Babası ile bir süre oynadılar. Sonra sofraya oturdular. Mehmet oturduğu yerde kıvranıp duruyordu. Nasıl isteyeceğini düşünüyordu.

- Mehmet, oğlum ne kıvranıp duruyorsun, yesene yemeğini.
- Baba...
- Efendim oğlum?
- Bir şey söyliyeceğim ama kızma bana.
- Eeee söylediğin şeye bağlı.
- Yok, yani kızılacak bir şey değil de..
- Tamam, tamam söyle bakalım, şaka yaptım.
- Samet'in babası ona bisiklet almıştı ya.

Kerim konunun nereye gideceğini tahmin etti. İçini bir sıkıntı kapladı, gözlerini kırpıştırarak;

- Evet?
- Bugün ondan bisikletini istedim, biraz bineyim diye.
- Hımm?
- O da ben kimseyi bindirmem. Git babana söyle o da sana alsın dedi. Alırsın di mi baba?

Kerim ve Leyla birbirlerine sıkıntıyla baktılar. Bir tek oğulları vardı ama ona bile yetişemiyorlardı. Kerim'in fabrikadan aldığı maaşla zar zor geçiniyorlardı. Kerim'in biraz önceki neşesinin yerini derin bir sıkıntı almıştı. Omuzları çöktü, başı önüne eğildi.

- Oğlum, sen bisikletlerin en güzelini hak ediyorsun elbette. Ama inan bana şu anda onu alacak paramız yok. Seni üzmek istemem ama uzun bir zamanda alabilecek durumda değiliz. Yani en azından maaş zamlarına kadar böyle.

Mehmet'in suratı asıldı. Gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Sicim gibi gözyaşları yanaklarından süzülüp, makarnaya damlıyordu. Daha fazla dayanamadı. Hızla masadan kalkıp, öteki odaya geçti. Yatağa kapanıp, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Kerim lokmasını yutamadı. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Leyla Kerim'in elini sıkarak;

- Kerim, üzülme canım. Çocuk bu, bak gör yarın unutur gider.
- Öyle deme Leyla. Benim de hiç bisikletim olmamıştı. Biz çok fakirdik. Halen bile o günleri düşündüğümde, içim sızlar. O eksikliği hissederim. Bir erkek çocuğu için bisikletinin olmaması ne demektir iyi bilirim. Bu çocuk bu yaşına geldi, benden ilk defa böyle bir şey istedi. Haklı da. Mahalledeki bütün çocukların bisikleti var. Oysa ben bu çocuğa değil bisiklet, bir çift ayakkabı bile alamıyorum.
- Biliyorum, ben de üzülüyorum. Ama üzülerek, ağlayarak çözebileceğimiz bir şey değil ki. Bıkmadan, usanmadan, gece gündüz çalışıyorsun. Başka ne yapabilirsin ki?
- Öyle ama yetmiyor işte. Ne senin ne de Mehmet'in istediklerini alabiliyorum.
- Ben halimden memnunum. Sen yanımızda ol, sağlıklı ol, bu yeter bana. Elbet bir gün bitecek bu sıkıntılar. Üzme kendini Kerim, kurbanın olayım.

Leyla'nın da ağladığını gören Kerim, onun yaşlarını silip, yanağını okşadı.

- Tamam canım, elbette bir yolunu bulacağım, bir düşüneyim bakayım. Şimdi gidip gönlünü alayım keratanın.
- Sen git, ben de çayı koyayım.

Kerim odaya girdiğinde, Mehmet yatağın üzerine uzanmış, ağlıyordu. Babasını görünce kalktı. Böyle yaptığı için utanmıştı. Gözlerine bakamadı, başını önüne eğdi. Ne babasının ne de annesinin üzülmesini istemezdi. Aslında maddi durumlarının farkındaydı. "Belki bir umut alabilir" düşüncesiyle istemişti bisikleti. Ama şimdi çok pişmandı.

- Bana küstün mü yoksa?
- Yok baba, neden küseyim ki?
- Ne bileyim, öyle kalkıp gittin masadan, üzüldüm.
- Ben özür...
- Yok, özür dilemen için söylemedim oğlum. İsteğinde haklısın elbette, ancak durumlar istediğimiz gibi değil maalesef. Yalnız ben bir yol bulmaya çalışacağım. Söz veriyorum bak, ne yapıp, edip bir çare bulacağım.

Mehmet başını salladı. Kerim, onu sımsıkı sarıp, göğsüne bastırdı.

Ertesi gün Kerim fabrikada çalışırken, bir yandan da bu konuyu düşünüyordu. Kimseden borç almak istemiyordu. Bu güne kadar bir çok sıkıntı yaşamalarına rağmen, yine de kimseden borç almamış, imkanları doğrultusunda bu sıkıntılara çözüm bulmuştu. Ancak bu defaki durum farklıydı. Mehmet'in bu isteğini geri çevirmek istemiyordu. Öğle paydosunda, en yakın arkadaşı Mesut'la fabrikanın bahçesinde dolaşıyorlardı. Kerim:

- Şu bizim oğlana bir bisiklet almam gerekiyor.
- Hayırdır? Nereden çıktı? Kerata caz mı yaptı?
- Yok, caz filan değilde. Mahalledeki bütün çocukların varmış. İçerliyor tabii. Benden ilk defa bir şey istedi Mesut. Nasıl yaparım bilmiyorum ama, bir şekilde almam gerekiyor.
- Ya oğlum, çocuk bunlar. Bir kaç gün sonra unutur, gider. Takma kafana bu kadar. Elimizdeki para belli. Patronlar ceplerini doldurdukça, bizim ceptekiler boşalıyor.
- Orası öyle. Ama akşam Mehmet'in bir halini görseydin, için ezilirdi.
- Peki nasıl yapalım? Eskiciden filan bulamaz mıyız ucuza?
- Yok eskici olmaz. Sizin mahallenin aşağısında bir bisikletçi vardı. Duruyor mu hala?
- Duruyordu da. Oğlum pahalı onlar yaa..
- Bir gidip konuşalım akşam, belki taksit filan yapar ha?
- E iyi, gideriz.

Akşam birlikte bisikletçiye gittiler. Çeşit çeşit bisikletler sıralanmıştı dükkanın önünde. Hepsi de birbirinden güzeldi.

- Hayırlı işler.Oğluma bir bisiklet almak istiyoruz da, kaç para civarında bisikletler?
- Valla abi, 500 YL'den 1200 TL'ye kadar var. Nasıl bir şey bakmıştın?
- Ya öyle çok şaşaalı bir şey değil, orta halli.

Tezgahtar, biraz ileride duran bisikleti kapıp, getirdi.

- Bak abi bu bisiklet 600 TL. Çok da sağlam. Kaç yaşında oğlunuz?
- 9 yaşında.
- Tam ona göre abi işte.

Kerim sıkıntılı bir şekilde ;

- Taksit filan yapıyor musunuz?
- Yaparız abi, kart var mı?
- Ne kartı?
- Kredi kartı abi. Kredi kartına 10 ay taksit yapıyoruz.
- Yok, ben kullanmıyorum, elden ödeyebilirim ancak.
- Abi elden ödeme alamıyoruz valla. Malum, artık herkesin kartı var.
- Var elbette, biliyorum ama ben kullanmıyorum.

Mesut bu konuşma üzerine;

- Kerim eğer almayı düşünürsen, benimkinden çektiririz be oğlum.
- Ya olmaz öyle, seni de sıkıntıya sokmak istemem.
- Haydaaa, ne sıkıntısı yaa, sen bana ödersin ben de bankaya.
- Peki ne diyorsun bu bisiklete?
- Valla ne diyeyim? Benim hiç bisikletim olmamıştı. Hep komşu çocuklarının bisikletini kaçırır, ona binerdim.
- Benim de olmadı. Biraz da o yüzden istiyorum Mehmet'in bisikletinin olmasını.
- E tamam o halde alalım. Alalım ama çok sıkıntıya girmeyecek misin?
- Yok, taksitler uyguna geliyor, hallederim.

Mesut kartını çıkarmak için cüzdanını açtı. Kart içinde yoktu.

- Hay aksi ya, kart yanımda değil. Geçen ekstreler yüklü gelince hanım kızıp, almıştı elimden. Unuttum tekrar almayı ondan. Ben bir koşu gidip alayım.
- Yahu bırak, o kadar da acelesi yok, yarın alırız.
- Ama olmadı yaa, ben de epey heveslenmiştim.
- E tamam, yarın heveslenirsin.

Satıcıya dönerek;

- Arkadaşın kartı yanında değilmiş. Biz yarın akşam alırız. Ama bunu ayırın olur mu?
- Tamam abi, merak etme. Yarın bekliyorum.

Evin yokuşunu çıkarken içi içine sığmıyordu. Oğluna bir söz vermişti ve onu tutabilecekti. Akşam Mehmet uyuduktan sonra karısına;

- Bugün bisikletçiye gittim.
- Eee?
- Bizim Mesut'ların sokakta. 600 TL'ye çok güzel bir bisiklet buldum.
- Ayyy, o ne öyle be arabamı alıyoruz?
- Öyle deme Leyla. Artık her şey çok pahalandı. Bakma sen bizim üç kuruşa çalıştığımıza.
- Ay nasıl öderiz Kerim? Çok pahalı.
- Yok yok öderiz. Taksit yapıyorlarmış on ay. Mesut'un kredi kartıyla alacağız. Her ay ben ona ödeyeceğim parasını.
- Ay ne bileyim. Gözüm korktu birden, o kadar parayı duyunca.
- Sen merak etmeee, hallederiz.

Birbirlerine sarıldılar, ikisinin de yüreği sevinçle çarpıyordu.

Ertesi sabah Kerim işe gitti. Makinanın başındayken, bir yandan da mehmet2i düşünüyordu. "Akşam nasıl sevinecek bisikleti görünce kerata." diye geçirdi içinden. Gülümsedi.

Öğlene doğru personel müdürlüğünden onu çağırdılar. Görüşmeden çıktığında yüzü kireç gibiydi. Merdivenlerden inerken, sendeledi. Trabzanlara güçlükle tutundu.

Makina bölümüne Mesut'a durumu anlatmaya gitti. Mesut, Kerim'i görünce;
- Oğlum ne bu halin?
- Sorma Mesut, sorma...
- Oğlum çatlatma adamı.
- İşten çıkarıldım.
- Hadi canım, nasıl çıkarırlar ya? Öyle pat diye.
- Eee namlunun ucunda bizim gibiler vardır her zaman. Sigorta yok, tazminat derdi yok.
- Hay kahretsin yaa. Peki ne yapsak?
- Benimle birlikte 7 kişi daha varmış çıkarılacak. Güya işler kötüymüş falan filan.
- Hay ben bunların...
- Şşştt, sus, sende aranma şimdi. Bir de senin çıkarmasınlar.
- Abi çıkarsınlar, sigorta yok, üç kuruş maaş, it gibi çalışma. Bu şekilde her yerde iş bulurum ben. Vay şerefsizler vay.
- Neyse, ben şimdi çıkıyorum. Sinirim bozuldu. Kalmak istemiyorum burada.
- Tamam, sen çık şimdi. Akşam iş çıkışı uğrarım, oturur konuşuruz. Üzme kendini dostum, buluruz bir çaresini.

Sıkı sıkı sarıldılar.İkisinin de gözleri dolmuştu. Kerim diğerleriyle alelacele vedalaşıp, tam çıkıyordu ki, birden durdu, sıkı bir yumruk inmişti yüreğine. Yutkundu ve Mesut'a dönerek;

- Mesut, o bisikleti alamayacağım oğluma. Sözümü yine tutamadım !

Mesut başını önüne eğdi, Kerim yaşaran gözlerini silip, kendini dışarı attı.

Güneş "yine tepeleri aydınlatıyordu..."

Yorumlar

Popüler Yayınlar