Güneşi gördün mü?

Hep gülümserdi... Gülümsemeyi severdi Güneş. Adı gibi ışıldar, neşe saçardı. Yüreği de, gözleri de sevgi gibiydi. Sıcacık, ışıl ışıl ve kocaman..... Ona sorsanız en sevmediği huyları alınganlığı ve inatçılığıydı. "O kadar kusur kadı kızında da olur" derdi annesi, gece gibi kara ve uzun saçlarını okşarken...

Yaşamı pek de güneşli geçmemişti elbette. Bazen bulutlu, bazen yağmurlu, bazen karanlık ve bazen de buz gibi. Ama yine de Güneş, güneşliğinden hiç bir şey yitirmemişti...

Bir gün sevdiği adamla tanıştı. "Bu başka türlü bir sevgi" diyordu dostlarına. "Öncesinde hiç kimseyi bu kadar sevmedim, kimse için yüreğim bu kadar pervasız atmadı. Sevdim o adamı, evlenecek kadar çok sevdim..."

Bilirsiniz, yaşam denilen olgu peri masallarındaki gibi değildir. Ve onun da yaşamı öyle olmadı. "Yaşamı hep kulağından, yaramaz bir çocuk gibi tutmak gerekir, bıraktınmı, kaçıp gidiverir." derdi. Ve o kulağı bırakmamak için de inatla savaştı çoğu zaman. Evlenmeden öncede, sonrada... Şimdi hayata, yaşama öyle bakıyor; E.Ö / E.S diyor kısaca...

Evlendikten bir kaç sene sonra Güneş "bulutlandı". Artık ışıldamıyordu gözleri, ortalığı çınlatmıyordu kahkahaları. Ne sevdiği onu sarmalayabilmiş, ne de sevdiğinin büyüdüğü toprak onu besleyebilmiş... Kıraçmış o toprak, sevgisizmiş, soğukmuş, bencilmiş. Değil bünyesindeki fidanları yeşertmeyi, yeşermeye çalışan fidanları da tüketirmiş... "ben" dermiş o toprak "ben,ben,ben..." Ve hiç biz olamamışlar....

"Öyle görmüşler, öyle yaşamışlar, öyle alışmışlar" diyordu Güneş. Hep bir kabuğun içinde... Ve hep yapayalnız aslında...




Peki E.S. ne olmuştu Güneş'in hayatında; o cıvıl cıvıl, hareketli, muzip, güleryüzlü, enerjik (kendinin değil, çevresindekilerin yorumuydu bunlar) Güneş, E.S. da bir süre hoplatıp, zıplatmış yüreğini... Gülüp geçmiş "yeşertilmeyen fidanların toprağına" . Günler, aylar geçmiş masallardaki gibi... Sonra bir bakmış ki; aynadaki değil onun aksi. Bulutlanmış güneş, sonra yağmurlar inivermiş günden, geceden...

Mutlu değildim" diyor Güneş. "Çünkü mutluluk tek başına yaşanmıyor. Siz mutluluğu, sevgiyi, paylaşımı, samimiyeti tohum yapar toprağa eker ve beklersiniz. Sonra onu paylaşacağınız insanlar gelip sular toprağı, suladıkça yeşertir, büyütürsünüz. Ve gün gelir, hep birlikte meyvesini keyifle yersiniz. Biz hiç meyve yiyemedik..." derdi Güneş.

Direndi Güneş, sevgisiyle, umuduyla, yüreğiyle direndi, yetmedi... Sorunlar ayaz bir gece gibiydi. Ve dişlerini batırdı, umutların, hayallerin barındığı o yuvaya. Kanadı... aylarca, günlerce kanadı...

Sonra ne mi oldu? Güneş ışıltısını yitirdi. O şen kahkahalar yerini damla damla yaşlara terketti. Ne sevdiği silebildi o yaşları, ne de o kıraç toprak...

Ve Güneş, kararıp, ufukta kaybolmadan kararını verdi. "Bitsin" dedi veee "Bitti" .

Şimdi bulutlar dağılıyor inceden inceden. Gülebiliyor eskisi gibi. Ne kıraç bir toprağı ekip, biçmek derdi. Ne de sarıp, sarmalamak "hesaplı yürekleri" .

Güneş güneşliğinden hiç bir şey kaybetmedi. Kaybedenler o güneşi göremeyenlerdi...








































Yorumlar

Popüler Yayınlar