Yaratık - Hikayeler

Gözlerimi açıp, saate baktığımda, saat sabahın 3'ydü. Akşam geç yatmama rağmen, uyku tutmamıştı. Kalkıp bir sigara yaktım. Kitap okuyayım dedim ama iki sayfadan sonra sıkılıp, bıraktım. Garip bir his vardı içimde. Ne olduğunu çözemediğim ama beni huzursuz eden bir his. buzdolabını açıp, akşamdan kalan kurabiyelerden atıştırdım.


Birşeyler yaparak oyalanayım derken, kapının çalmasıyla irkildim. O saatte kim olabilirdi? Aceleyle kapıya yöneldim.

- Kim o?
- Sennur abla Vildan ben, aç kapıyı lütfen, lütfen...


Gözetleme deliğinden baktım, evet Vildan'dı. Üst katta oturan komşum. Kapıyı açtım, Vildan perişan gözüküyordu. Saç baş darmadağınık, üstü başı yırtılmış. Korkudan titriyordu. Paniklemiştim. İçeri çağırdım.


- Vildan ne oldu sana böyle?
- Dur! bana önce bir bardak su ver, sonra anlatacağım.


Suyu verdim, oturma odasına geçtik. Elim ayağım birbirine karışmıştı.

- Evet anlat hadi, seni dinliyorum.
- Önce söz ver bana, bana deli demeyeceksin.
- Saçmalama Vildan, ne alaka.
- Önce söz ver.
- Tamam, söz veriyorum.
- Akşam 11 gibi uyumaya gittim, kafamı yastığa koydum, bir süre sonra garip garip sesler duymaya başladım odamda. Kafamı kaldırmaya korkuyordum, sanki odanın içinde biri dolaşıyordu. Korkuyla, yorganın ucunu kaldırıp, bakmaya çalıştım. Kimse görünmüyordu. Ama ses hala geliyordu.

- Eeee?
- Bir süre bekledim, sesler gittikçe artıyordu. Cesaretimi toplayıp, yorganı hızla ittim, odada hiç bir şey yoktu ve sesler kesilmişti. Bir an yarı uykulu olduğumdan, rüya filan görmüş olabileceğimi düşündüm. Tekrar uyumaya çalıştım, gözlerimi kapatır kapatmaz, sesler yine başladı.
- Allah allah... Eee?
- Kalktım lambayı yaktım, yine hiç bir şey yok. Tekrar yattım, tekrar sesler. Korkmaya başlamıştım, kendimi çimdikledim, gerçekti. En son bağırdım "Kimsin? Nesin?" Garip, zor anlaşılan bir ses çınladı. "Benim, sevgilin..." Elim ayağım boşaldı, biri benimle konuşuyordu ama ortada kimse yoktu. Güçlükle toparlanıp, tekrar sordum. "Ne sevgilisi? Kimsin sen? Ne istiyorsun?" Ses "Seni almaya geldim sevgilim, artık hep birlikte olacağız" Gözlerimi kapadım, biri benimle konuşuyordu, sanki.. sanki burnumun dibindeydi ama göremiyordum. Sonra bir elin omuzuma dokunduğunu hissettim. Sadece his ama görünen bir şey yok.. İrkildim, kendimi çektim, yataktan fırlayıp, kalktım.

- Allah allah, rüya görmediğine emin misin?
- Şu anda bana baktığında, rüya görmüş gibi bir halim var mı Sennur abla?
- Özür dilerim, sadece ne..ne söyleyeceğimi şaşırdım. Yani ne olabilir ki?
- Haklısın ama inan bana gerçekti. Ben kolay kolay korkan biri değilim, ama bu gerçekti inan bana.
- Sana inanıyorum, sadece anlamaya çalışıyorum. Ne olabilir ki?
- O el vücudumda dolaşmaya başladı. Bağırıp, çığlık atıyordum ama o ısrarla bana dokunmaya devam ediyordu. En son aklıma bir fikir geldi. Belki böylelikle ne olduğunu anlayabilirdim. Sese "Seni göremiyorum, neden kendini bana göstermiyorsun?Yoksa benden korkuyor musun" dedim. Aslında korkan o değil, bendim. Ama korktuğumu belli etmemeye çalışıyordum. Ses "Senden neden korkayım Sevgilim? Sadece seni korkutmamak için böyle yapıyorum." dedi. Ben de "Asıl bu şekilde tedirgin ediyorsun beni" dedim. Bunun üzerine odada bir erkek belirdi.
- Nasıl yani? Sen, sen emin misin Vildan?
- Evet, karşımda 30 yaşlarında, esmer uzun boylu bir erkek duruyordu, ama normal değildi, bir silüet gibi, garip, tarif edemem, ama tanıdığım biri değildi. "Seni tanımıyorum" dedim. O da bunun üzerine "Nasıl? Nasıl beni tanımazsın?" dedi. Sesi değişmişti. Gözleri renk değiştiriyordu. Offf nasıl bir şey, anlatamam Sennur abla. Bana doğru geldi ve bana sarıldı. "Seni çok özledim, yıllardır sana gelmek istiyordum. Ama hep engellediler. Ama artık hiç ayrılmayacağız. Değil mi?"

"Seni tanımıyorum, yalvarırım beni bırak, git." dedim. Bunun üzerine bana vurmaya başladı, bir yandan vuruyor, bir yandan da üstümü yırtmaya çalışıyordu.

- Sonra, sonra ne oldu?
- Bir an onun boşluğundan faydalanıp, odamdan dışarı kaçtım, o öylece yatak odasının kapısında durmuş, bana sesleniyordu. "gitme, gel Aşkım, beni bırakma, yalvarırım, özür diliyorum, bak, bir daha vurmayacağım." Anlaşılan odanın dışına çıkamıyordu. Ben de bunun üzerine koşarak sana geldim.
- Ne yani? Hala yukarıda mı?
- Evet, yardım et Sennur abla aklımı kaçıracağım. İnsan değil o eminim. bambaşka bir şey.
- Ne olabilir ki? Yani sence ne olabilir?
- Cin, kesin cin o ve beni ele geçirmeye çalışıyor.
- Off Vildan yapma, Cin diye bir şey yok. İnan bana güzelim.
- O zaman çık yukarıya ve bak. Sana diyorum, insan olamaz o.
- Tamam, çıkarız, ama önce gel bir yüzünü yıkayalım, istersen birşeyler iç sakinleşirsin, çok kötü gözüküyorsun.
- Hayır, istemiyorum. Ben iyiyim. Aklım başımda. Ama yukarı çıkmaya korkuyorum. Lütfen bana yardım et.
- Tamam, biraz bekle, üzerime bir şey alığ, geliyorum.

Üzerimi değiştirip, elime de korunma amaçlı olarak çekmecedeki bıçağı aldım. Birlikte yukarı çıkmaya başladık. Anlattıkları bana çok mantıklı gelmemişti, büyük ihtimalle bir kabus gördüğünü düşünüyordum ama yine de önlem olarak bıçağı almıştım yanıma.


Oturduğumuz ev, çok eski bir binaydı. Yaklaşık 100-120 yıllık bir bina olduğu söyleniyordu. 8 katı vardı ama sadece 3 katı kiraya verilmişti. Ben, Vildan, bir de emekli bir bayan öğretmen vardık. Öğretmen Hanım torunlarını görmeye şehir dışına gittiğinden, binada şu anda sadece ikimiz vardık.


Yukarı çıktığımızda Vildan'ın dairesinin kapısı açıktı. Vildan, titremeye başlamıştı tekrar. Ben bütün cesaretimi toplayarak seslendim.

- Kim var orada? Hey? Kimsin sen?

Ses yoktu. İçeri girdim, Vildan kapının önünde durmuş, korkuyla bana bakıyordu.

- Kim var orada dedim.

Ses yok...

- Gel Vildan cım, bak her ne ise gitmiş, kimse yok.
- Odama, odama bak.

Yatak odasına gittim. Odada olağanüstü bir şey yoktu. Sadece yatak dağılmıştı, o da normaldi.

- Vildan cım, gel bak hiç bir şey yok.

Yanıma geldi, içeri baktı,

- Evet hiç bir şey yok, ama inan bana, birisi vardı.
- Sana inanıyorum. İstersen bu gece bende kal. Sabah olunca daha sağlıklı düşünür, bir şeyler yaparız, ne dersin?
- Tamam.
- Ama öncelikle üstüne bir pijama al istersen.

Pijamasını aldı, kapıyı kilitledik ve aşağı indik. Uyuması için ona sarıldım ve uyuduk. Sabah 9.30 gibi uyandım, güneş pırıl pırıl parlıyordu. Yataktan yavaşça çıktım, mutfağa gidip, çayı koydum. Bir yandan da Vildan'ın gördüğü şeyin ne olabileceğini düşünüyordum. Tarifine göre insan değildi, hayvan da değildi. Peki neydi? Vildan aklı yerinde, 22-23 yaşlarında sağlıklı biriydi. Peki, gördüğü hayal değilse (ki üstü başı bunun hayal olmadığını kanıtlıyordu) ne olabilirdi? Cin diye bir şey de olmadığına göre neydi? Tüm bunları düşünürken, Vildan'ın sesini duydum.

- Günaydın Sennur abla.
- Günaydın canım, uyuyabildin mi?
- Uyudum ama çok kötü kötü rüyalar gördüm. Ne yapacağız? Hala orada mıdır sence?
- Şimdi beni dinle, öncelikle, birlikte kahvaltı edeceğiz, sonra yukarı çıkıp, daha detaylı bir araştırma yapacağız. Tamam mı?
- Tamam.
- Aramamı, çağırmamı istediğin kimse var mı?
- Yok, kimsem yok benim.
- Kimsen yok mu?
- Seninle pek bir araya gelme fırsatımız olmadı. Dolayısıyla birbirimizi pek tanımıyoruz. Ben anne ve babamı uzun yıllar önce kaybettim. Babaannem büyüttü beni. O da 3 sene önce vefat edince, İzmir'de de hiç akrabam olmadığından, kalkıp İstanbul'a geldim. Bir tanıdığın vasıtasıyla da şu andaki işyerimde çalışıyorum.
- Akraban filanda mı yok?
- Yok maalesef, varsada ben tanımıyorum.
- Anladım.

Daha önce Vildan ile bu kadar detaylı sohbetimiz olmamıştı. Normal, konuşkan, hoş birine benziyordu. ama gece yaşadığı olay kafamı kurcalamıştı. Ona yardım etmek istiyordum. Bir yandan da bu belirsizliği anlamak için içim içimi yiyordu.

Kahvaltımızı bitirdikten sonra, tekrar yukarı çıktık. Vildan endişeyle bana bakıyor, sanki benden bir çözüm bulmamı bekliyordu. Tekrar titremeye başlamıştı. Elini tuttum, birlikte içeri girdik. Her şey gece olduğu gibiydi. Yapılabilecek bir şey de yoktu bu durumda.
- Vildan cım gördüğün gibi şu anda yapabileceğimiz bir şey yok. Eğer bunun tekrarı olursa, saat kaç olursa olsun, bana gel olur mu?
- Tamam, kusura bakma Sennur abla, seni de huzursuz ettim.
- Bunu duymamış olayım. Biz arkadaşız, komşuyuz. elbette birbirimize ihtiyacımı olduğunda elimizden geleni yapacağız.

O gün, onu biraz sakinleştirdikten sonra işe gittim. Akşam geldiğimde, tekrar yukarı çıkıp, durumunu öğreneyim istedim. Bir problem yoktu. İşe gitmiş, gelmiş, yemek yiyordu. Biraz sohbet ettikten sonra, eve geldim.

Bu olayın üstünden bir kaç gün geçmişti. Saat 23.00'e geliyordu. Yatağa uzanmış kitap okuyordum. Birden yukarıdan garip sesler gelmeye başladı. Önce boğuk boğuk sesler, sonra çığlığa dönüşmüştü. Bir süre sesi dinleyip, anlamaya çalıştım. Sonra ses artınca, telaşlanıp, yukarı çıktım. Kapıyı çaldım. Vildan'ın çığlığıydı gelen.
- Vildan benim Sennur, aç kapıyı.
- Kurtarın beni, beni öldürecek. Yalvarırım yapma, yapmaaa....
- Vildan cım, korkma, ben yanındayım, lütfen aç kapıyı, Vildan...

Yanıt alamayınca, aşağı inip, polisi aradım. yukarıda Vildan'ın çığlığı devam ediyordu. Bir süre sonra polis geldi. Durumu kısaca anlattım. Polis kapıyı açması için seslendi. Kapı açılmayınca, omuzlayarak içeri girdi.

Vildan yatağın içinde iki kat olmuş, kolları, yüzü, bacakları kan içinde, çığlık çığlığa bağırıyordu. Bizi farketmedi bile. Ama ortada olağanüstü bir duırum yoktu. Polis şaşkınlıkla Vildan'a baktı, sonra evin içini araştırmaya başladı. Yanına yaklaştım.

- Vildan, benim Sennur, sakin ol. Bak yanındayız. Polisler de burada. Sana yardıma geldik. Sakinleş ve bize ne olduğunu söyle ki sana yardımcı olabilelim. Beni anlıyorsun değil mi?

Başını kaldırdı, yüzüme baktı. Gözlerine kan oturmuş, zangır zangır titriyordu. Elimi uzatıp, saçını okşayarak sakinleştirmek istedim. Birden ne olduğunu anlamadan kendimi yerde buldum. O küçücük cüssesiyle bana öyle bir tokat atmıştı ki, kendimi yerde bulmuştum. Polisler atılıp, beni kaldırdı. Ona doğru yönelmişlerdi ki, ben elimle karışmayın diye ikaz ettim. Tekrar Vildan'la konuşmaya çalıştım.

- Beni tanımadın mı Vildan? Sennur ben, senin en yakın arkadaşın. Bak yanındayım, sana zarar vermek isteyen kimse, onu yakalamaya geldik. Artık seni rahatsız edemeyecek. Hadi, sarıl bana küçüğüm. Korkma, ben yanındayım.

Vildan bağırmayı bırakıp, ağlamaya başladı.
- Canımı acıtıyor, elimi yüzümü tırmalıyor, eğer onu sevmezsem beni öldüreceğini söylüyor.
- Bunun hesabını verecek. Ama önce sakinleş, bak hepimizi senin yanındayız. Gel yanıma, hadi.

Küçük bir kız çocuğu gibiydi. ellerini uzattı, sarıldım ona, hıçkırıklarla ağlamaya başladı. bir süre sonrada omuzumda uyuyakaldı.

Olayın iç yüzü az çok anlaşılmıştı. Vildan ciddi bir zihinsel hastalık yaşıyor ve kendine zarar veriyordu. Ama kendisi buna inanmayıp, insanüstü varlıklar olduğuna ve onlardan birinin onu etkisi altına almaya çalıştığına inanıyordu. Polisler Vildan'ı hastaneye götürmemiz gerektiğini, aksi taktirde daha ciddi problemler olabileceğini söylediler. Ancak Vildan'ı ikna etmek bana düşüyordu. Uyanıncaya kadar bekledik. 5-10 dk. sonra uyandı.
- Vildan cım, bu arkadaşlar bize yardımcı olmaya geldiler. Ve eğer sende istersen, sana zarar vermeye çalışan o kişiyi bulmamıza yardım edecek birine götürecekler bizi. Ne dersin?
- Kim? Kim o yardım edecek olan?
- Ben de tanımıyorum ama birlikte tanıyabiliriz istersen.
- Ya onu da etkisine almışsa, ya o da bana zarar verirse.
- Buna asla izin vermeyeceğimi biliyorsun değil mi? Yoksa bana güvenmiyor musun?
- Güveniyorum, zaten bir tek sana güveniyorum, ne olur bana yardım et.
- Elbette canım, hadi gel üstünü değiştirelim. Yüzünü yıkayalım, sonra gidelim olur mu?
- Tamam.

Polislerin eşliğinde, konuyla ilgili bir hastaneye gittik. Vildan hastaneye girer girmez tedirgin olmaya başladı. Ben saçını okşuyor, bir yandan da onu rahatlatmaya çalışıyordum. Her an bir krize tutulup, bana da saldırabilirdi. O nedenle yanımızda da bir polis oturmuştu.

Arabayı durdurduk. Polislerden biri içeri girip, kısa bir görüşme yaptıktan sonra, içeriden kır saçlı, 50-55 yaşlarında, görünüşünden doktor olduğu anlaşılan biri geldi. Kapıyı açar açmaz, Vildan sıkıca ellerime yapıştı.
- Korkma Vildan cım, bak bu bey bize yardımcı olacağını söylediğim kişilerden biri, hadi rahat ol.
- Merhaba Vildan Hanım, ben Emin, size yardımcı olmak için buradayım. Hadi gelin.

Arabadan indik. Doktor Vildan'ın koluna girip, ağır ağır yürümeye başladı. Hastanenin girişinde 2 görevli, tetikte bekliyorlardı. Polisler gerekli işlemleri tamamlayıp gittiler.

Doktor, Vildan ve ben bir odaya girdik, ecza kokuları her zamanki gibi kısa süreliğine başımı döndürmüştü. Doktor oturmamı işaret etti ve telefonla hemşirelerden birini çağırdı. Vildan boş ve ürkek gözlerle etrafa bakıyor, kendisine ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Hemşire elinde bir enjektörle geldi. Vildan'a bir iğne yaptılar. Bir süre sonra uyudu. Doktor bana durumu anlatmamı istedi. Olan biten ne varsa anlattım. Doktor her söylediğim şeye yüzünü buruşturuyordu. Ön tanı olarak şizofrenik bir durum olabileceğini söyledi. Yarın gerekli tetkikler yapıldıktan sonra net tanı koyabileceklerini belirtti. Telefon numaramı bırakıp ayrıldım.

Ertesi gün işe gitmedim. Geç uyandım, gece olanlar allak bullak etmişti beni. Bu yaşta bir genç kızın böylesine ağır bir travma yaşaması beni çok üzmüştü. Evdeki işlerimi toparlayıp, akşam üzeri hastaneye gittim.

Doktorun yanına çıktım. Vildan'ı bir çok teste tabi tutmuşlardı. Ve test sonuçları Vildan'ın ağır şizofrenik vaka olduğu üzerineydi. Gözyaşlarımı tutamadım. Doktor Emin Bey, sempatik, iyi yürekli biriydi, beni teselli etti. Üzgün bir tavırla.

- Sennur Hanım, üzücü bir durum biliyorum. Ancak emin olun biz elimizden gelenin en iyisini yaparak Vildan'ı tedavi edeceğiz.
- Teşekkür ederim ama aklım almıyor, çok sağlıklı gözüküyordu ve tüm bu olanlar çok kısa bir zaman içerisinde gerçekleşti. Gerçi onu çok iyi tanımıyorum ama önceden olsa mutlaka haberim olurdu.
- Krizler çok yeni olabilir ama başlangıcı çok eskiye dayanmaktadır. Bu hastalık ağır ve sinsi bir şekilde zihni ele geçirir. Kişi sosyal hayatında normal gibidir fakat hastalığın seyri arttıkça, sosyal yaşamdan kopmalar, güvensizlik, korku vb. belirtiler ile kendini göstermeye başlar.
- Peki kesin tedavisi var mı?
- Açıkçası kesin bir tedavi yok, ama bir çok hastada ciddi oranda iyileşmeler görebiliyoruz. Tabii ilaç ve denetim altında kaldıkları sürece.
- Anlıyorum. Peki ben ne yapabilirim?
- Onu sık sık ziyaret edin, morale ve sevgiye ihtiyacı var. Sabah yanına gittiğimde ilk sizi sordu. Deli olmadığını, sizin onu, o yaratığı bulmamız için bize getirdiğinizi söyledi. Size güveniyor, o nedenle sizin yardımlarınız bizim için çok önemli.
- Elbette, şimdi onu görebilir miyim?
- Tabii, çok sevineceğine eminim.

İçeri girdiğimde, Vildan yatakta uzanmış tavana bakıyordu. Beni görünce bir çığlık attı. Güldüm.
- Sakin ol, hastaneyi ayağa kaldıracaksın.
- Sennur abla, neden beni buraya getirdin, bana ilaç verip duruyorlar, ben hasta değilim, deli değilim biliyorsun.
- Sana böyle bir şey söyledim mi? Ama elbet bildileri bir şey var Vildan cım. Onlara güven. Bana güvendiğin gibi.

Gözleri doldu. Boynuma sarıldı.

Dışarıda ılık bir rüzgar esiyordu. Bahar tüm ağaçların üzerine rengarenk öpücükler kondurmuştu. Yürüyordum, tertemiz havayı içime çekerek ve Vildan'ın bir an önce iyileşmesini dileyerek....

Yorumlar

Popüler Yayınlar