Düşünceler - Sevgi ve İnsanlık

O kadar çok çeşidi vardır ki sevginin. Ana sevgisi, evlat sevgisi, eş, dost, insan, memleket, hayvan.... Ben bugün insan sevgisinden bahsetmek istiyorum. Daha doğrusu “insanlık” sevgisinden. Neden “lık” ekini eklediğime gelince, “insan” olmakla, “insanlık” değerlerini taşımanın ayrı şeyler olduğunu düşünüyorum. Çevremizdeki herkes insandır. Ama büyük bir kısmı maalesef insanlıktan nasibini alamamıştır. Ve bu nedenle bu ayrımla işe başlamak en doğrusu bence.

“İnsanlık” neyi gerektirir? En önemlileri ; dürüstlük, onur,saygı, sevgi, şevkat, haksızlıkla mücadele, emek, cesaret, akıl ve zeka. Akıl ve zekayı en sona yazmamın nedeni, öncekiler yoksa, bana göre akıl ve zekanın da hiç bir önemi yoktur. Peki bugünkü dünya halklarına, hadi onu bir yana koyalım, memleketimizde bu tanımladığım ”insanlık” kategorisine girebilenlerle, giremeyenlerin oranı nedir sizce? Bence giremeyenlerin oranı oldukça fazla ne dersiniz? Peki neden?

Günümüzde, bir çok kişi gününü kurtarmaya bakar durumda. “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyerek, en yakınındakinin bile uğradığı haksızlıklara göz yumar, hatta kendisi de haksızlık yapar duruma geldi. Birilerinin sırtına binerek bir yerlere gelmişseniz, sizin ne şerefiniz sorgulanır, ne onurunuz, ne de dürüstlüğünüz, ne de “insanlığınız”. “Helal olsun adama,yaptı etti, köşeyi döndü!” diye de şakşaklanır bir güzel. Bugün siyasetçilere da baktığımızda (insanlık değerlerini kaybetmemiş olanları, bu tanımlamanın dışında tutuyorum elbette) tüm bunları görmüyor muyuz? Halkı dolandıran, memleketi satan, halkı en hassas noktasından (din) yakalayarak yerlere vuran bu siyasetçiler değil midir? Camilerde vaaz verip, haram, günah konularında esip gürledikten sonra, emperyalistlerin bardağıyla halkının kanını içenler, sömürenler, suistimal edenler bunlar değil midir?
Memlekette kriz olduğunda bunu bahane ederek, işçilerini çıkartan, maaşlarını düşüren-ödemeyen patronlar, her ne hikmetse kendisine kriz yokmuş gibi davranabiliyor. Gezip tozmasından, yiyip içmesinden, “sosyal ve kültürel” faaliyetlerinden vazgeçemiyor. Yani kirizin faturası her zaman olduğu gibi emekçinin sırtından ödeniyor.

Peki tüm insanlıktan nasibini alamamış “insanlar” varken, hiç mi “insan gibi insan” yok? Var elbette. O kadar umutsuz olmayın. Dayak pahasına, gözaltı pahasına, işkence pahasına, ölümü pahasına bu haksızlığa “DUR!” diyen insanlar var. Sokağa çıkıp, kendi gibi emekçi olanların hakkını arayanlar var. Ve bunların çok azı yansıtılır size. Neden mi? Görsel ve yazılı medyanın büyük kısmı kan emicilerin elinde ve bu kan emiciler kendisine karşı koyan, hakkını arayanları verir mi haber olarak? Verse de objektif bir şekilde verir mi? Hatırlayın, olayları o kadar saptırarak verirler ki, sizler, sizin için sokağa dökülmüş bu insanlara nefret ve kınama ile bakarsınız. Sayılarını o kadar az gösterirler ki. Sizler “bu kadar kişiyle olacak iş mi diyip, “şimdilik” var olan işinize, evinize, sofranıza döner, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” dersiniz.

Durun ve düşünün! Siz bu zavallı insancıkların kuklası olmak istiyor musunuz gerçekten? Geleceğinizi, çocuklarınızın, sevdiklerinizin, memleketinizin geleceğinin bu insancıkların ayakları altında ezilmesini istiyor musunuz? Eğer siz de “insanlık” özelliklerini taşıyorsanız, elbette hayır diyorsunuzdur.

Sevgiyle ve insanca kalmanız dileğiyle...
Zui - 21.08.2009

Yorumlar

Popüler Yayınlar