Hikayeler Serisi-1 /13.08.2009

Sabah duştan yeni çıkmıştım ki, Semanın telefonuyla birlikte saçlarımı kurutmadan fırlayıp çıktım evden. Sesi endişeliydi telefonda. Sorduğum hiç bir soruya cevap vermeden, hemen taksiye atlayıp, evine gitmemi istemişti. Korkmuştum, onu hiç bu kadar panik halde görmemiştim.
Dışarı çıktığımda rüzgar ıslak saçlarıma buz gibi yapışmıştı.. “Akşama kadar boynum tutulmazsa iyidir.” Diye geçirdim içimden. Yoldan geçen bir taksiye durdurup, acilen Kurtuluş’a gideceğimizi söyledim. Taksici şaşkın bir halde yüzüme bakıp, kafasını “olur” anlamında sallamıştı.
Apartmanın merdivenlerini üçer beşer çıkıp, zili çaldığımda, Sema’nın kireç gibi yüzü ile karşılaştım. Gözleri ağlamaktan şişmiş, dudakları titriyordu. Beni görür görmez boynuma sarıldı, hıçkırarak ağlamaya başladı. Sakinleşmesi için biraz bekledim. Endişem gittikçe artıyordu. Biraz sakinleşince içeri girip, salondaki koltuğa oturduk.
- Sema, tatlım, biraz sakinleş ve bana anlat lütfen. Meraktan çıldıracağım. Neler oldu kuzum?
- Çok fena, çok fena şeyler...
- Fena olan nedir?
Tekrar hıçkırarak ağlamaya başladı. Mutfağa gidip, bir bardak su getirdim, güçlükle içti suyu. Bir sigara yakıp verdim, sigarayı dahi tutamıyordu, elleri titriyordu.
- Evet, seni dinliyorum Sema cım, ne olur sakinleş ve anlat artık.
- Bu sabaha karşı Suat geldi bana... Biliyorsun normalde hiç bana gelmezdi apartmanda dedikodu olmasın diye.
- Evet...
- Körkütük sarhoştu, konuşamıyordu bile, onu hiç böyle görmemiştim.
- Ee..
- Neden böyle içtiğini sordum, ağlamaya başladı. Ev arkadaşı Faruk ile kavga etmişler. Faruk ona tokat atmış, bunun üzerine o da Faruk’a bir yumruk atmış...
- Eee..
- Faruk dengesini kaybedip, düşünce kafasını sehpaya çarpmış ve yığılıp kalmış öylece.
- Aman allahım, peki sonra?
- Suat bir kaç kez sarsmış onu, herhangi bir tepki alamayınca, panikleyip evden çıkmış.
- Nasıl yaaa? Onu öylece bırakıp nasıl çıkabilmiş?
- Ya bir görsen halini, bana geldiğinde...
- Peki sonra ne olmuş? Bırak şimdi onun halini
- Saatlerce dışarıda dolaşmış, sonra Faruk’u cebinden aramış, telefonu cevap vermiyormuş.
- Yahu arayacağına eve gitseymiş ya...
- Gidememiş işte, korkmuş, ya öldüyse diye.
- Sema saçmaladığınızın farkında mısınız ? Ortada ciddi bir durum var ve sen bana korkmaktan filan bahsediyorsun. O adam düştüğünde bir şey olmamışsa bile, şu ana kadar zaten olmuştur. Aman allahım, Suat nerede peki şimdi?
- Çıkıp, gitti.
- Nereye? Peki çıkarken bir şey söylemedi mi? Sen neden o halde bıraktın onu?Tanrım çıldırmak üzereyim...
- Sadece, sadece çıkarken bana sarılıp, ağlayarak “böyle olmasını istememiştim” dedi. Gittikten sonra telefonla aradım ulaşamadım.
- Yok bir de isteseydi. Suatın anahtarı var mı sende?
- Evet?
- Tamam, şimdi önce Suat’ı ve Faruk’u cebinden arayalım, eğer cevap vermezlerse eve gideceğiz.
- Gidemem, ya Faruk’a bir şey olmuşsa...
- Sema 3 yaşında çocuk gibi davranma lütfen. Başka türlü nasıl öğreneceğiz neler olduğunu?
- O zaman sen ara, lütfen..yalvarırım, ben.. ben..
- Tamam önce Suat’ın numarasını ver onu arayalım.

Telefonu tuşlarken parmaklarımı hissetmiyordum. Beynim uyuşmuştu. Böyle şeyler yalnız filmlerde olur sanıyordum. Oysa şimdi karşımdaki kişi bana olası bir cinayetten bahsediyordu. Telefonu epeyce çaldırdım ve cevap alamadım. Faruk’u aradım, ondan da yanıt alamıyordum. Gittikçe telaşım arttı. Kanapeden güçlükle kalkabildim, içimden bir ses çok kötü şeyler olduğunu söylüyordu. Sema ise karşımda bir heykel gibi dikilmiş, anlamsız bir şekilde bana bakıyordu. Sema’yı bu şekilde götüremezdim. Tanrım peki ne yapmalıydım? Sakin olmalıydım, soğukkanlı olmalıydım ama nasıl?

- Sema, şimdi beni dinle. Ben Suat lara gidiyorum. Sen, Suat ve Faruk’u aramaya devam et. Eğer ulaşırsan beni ara mutlaka. Anladın mı?

Sema tepki vermeyince, sarstım onu. “Evet” der gibi başını salladı. Onu öylece bırakıp, çıktım. Aksilik bu ya, bir tane taksi geçmiyordu, çıldırmak üzereydim. Tam ilerideki otobüs durağına yürüyordum ki ara sokaktan çıkan bir taksiyi durdurup, bindim. Suat’ın evi de Kurtuluş’daydı. Oturduğu apartmanın önüne gelince, taksiye durmasını söyledim. Adam pis pis suratıma baktı. Öyle ya, kısa mesafe işlerine gelmiyordu. 10 lira uzattım, paranın üstünü beklemeden çıktım. Merdivenleri çıkarken nefes alamıyor gibiydim. “Ya ölmüşse, ya ölmüşse, ya ölmüşse...”

Kapıyı çaldım, bir süre bekledim, ses gelmeyince, anahtarı kilide soktum, çevirdim. Kapı açıldı, içeri girmeye korkuyordum. Ama yapacak başka bir şey de yoktu. İçeri girdim, kapayı aralık bıraktım. Seslendim, hiç ses yoktu. Salona girmeye korkuyordum. Ayaklarım geri geri gidiyordu yine. Cesaretimi toplayıp, derin bir nefes aldım ve salona girdim. Faruk yerde yatıyordu. Yaklaşmaya korktum. Yerde kan lekeleri vardı, sonra bir an Faruk’un nefes aldığını hisseder gibi oldum. Eğildim...

Uyandığımda başımın ucunda Faruk, Suat, Sema ve tanımadığım bir kaç kişi daha vardı. Hepsi endişeli bir şekilde bana bakıyorlardı. Bir an neler olduğun anlamaya çalıştım. Başım zonkluyordu. Görüntüler bulanıktı. Sonra her şey yavaş yavaş belirginleşti. Faruk burada dipdiri ayakta duruyordu, öyleyse ona bir şey olmamıştı. Suat’da dolayısıyla katil değildi. Sema nın yüzündeki o korku ifadesi gitmiş, sadece benden kaynaklı bir endişeyle bakıyordu. Öyleyse ne olmuştu? Ben rüya mı görmüştüm? Yoksa şu anda mı görüyordum?

Yaşadıklarım rüya değildi. Bu kendini bilmez arkadaşlarımın üçü de tiyatro eğitimi alıyorlardı. Kendilerince bu senaryoyu yazmışlar. Ve yeteneklerini sınamak için de dostları için canı pahasına fedakarlık yapabilecek beni seçmişlerdi.

Fakat planladıkları durum biraz raydan çıkmış ve Faruk’un birden ayağa kalkmasıyla korkudan bayılmam ve dakikalarca beni ayıltamadıklarından dolayı onların korku ve panik yaşamalarına neden olmuştu. Evet senaryo ve oyunculuk başarılıydı. Ben de bir dost olarak bu sınavdan başarı ile çıkmıştım. Ancak Sema, Suat ve Faruk ile artık görüşmüyorum. En azından yaptıklarının cezasını bir süre çekinceye kadar da görüşmeyi düşünmüyorum.
SON – Zui – Ağustos 2009

Yorumlar

Popüler Yayınlar